Haberler
Proje Danışmanı İş İlanı
Haber Giriş Tarihi:24 March 2017 Friday

BM Genel Sekreteri Guterres’in ve Merkezimizin 8 Mart 2017 Dünya Kadınlar Günü Mesajı
Haber Giriş Tarihi:07 March 2017 Tuesday

Kurucumuz ve Onursal Başkanımız Prof. İhsan Doğramacı’yı Anma Töreni
Haber Giriş Tarihi:28 February 2017 Tuesday

Uluslararası Çocuk Merkezi Derneğinin Beşinci Olağan Genel Kurul toplantısı
Haber Giriş Tarihi:21 February 2017 Tuesday

Proje Sorumlusu İş İlanı
Haber Giriş Tarihi:21 December 2016 Wednesday


Ortaklarımızın Linkleri
Arşiv
İnsan Kaynakları
Micro Siteler












Çocuk Hakları Sözleşmesinin 27. yılında çocuk haklarının durumu!
Çocuk Haklarına dair Sözleşme (ÇHS) bir yaşına daha giriyor , yetişkinler olgunlukla bunu kabul ediyorlar mı?
 
ÇHS’nin 27. yılında çocuk haklarının durumu!
 
Türkiye, Çocuk Haklarına dair Sözleşme’yi (ÇHS) 1995 yılının başında onayladı ve Sözleşme böylelikle iç hukuk normu haline geldi. Türkiye bu onay ile hukuki yükümlülük altına girdi, gerek uluslararası topluma, gerekse ülke vatandaşlarına ve çocuklarına Sözleşme’yi uygulayacağına dair bir söz verdi; bir başka deyişle bu, ayrım gözetilmeksizin  Türkiye’deki tüm çocukların yüksek ve öncelikli yararı ne gerektiriyorsa,  onların yaşamaları ve yaşatılmaları, gelişmeleri, kendileri ile ilgili kararlarda düşüncelerinin alınması ve bu düşüncelerine saygı gösterilmesi için  gerekeni,  çocuklarla birlikte  yapmak için verilen bir söz. ÇHS’nin  Birleşmiş Milletler’de onaylanmasının 27. yıldönümünde, Türkiye’de gerçekleştirilen  uygulamalara baktık, gelişmeleri gözlemledik ve bundan böyle hep birlikte ve elele çocuk haklarının   savunusunu yapabileceğimiz , çocuklarımızın durumunu daha iyiye taşıyabileceğimiz alanları saptamaya gayret ettik…

ÇHS’nin Uygulamasına Yönelik Genel Önlemler (Madde 4, 42, 46.6)

Türkiye nüfusunun yaklaşık % 35’i (25 milyon çocuğun üstünde) 18 yaşının altındadır (Adrese Dayalı Nüfus Sayımı, TÜİK 2016)

Türkiye, son 20 yılda hızlı ve önemli değişimler yaşamıştır. Zorunlu iç göç, hızlı kentleşme, bölgesel farklılıklar, ekonomik krizler, yoksulluk, çocuk ve genç nüfusunun büyüklüğü, işsizlik, küreselleşme, bilgi teknolojileri, aile içi şiddet, çocuk büyütmedeki gelenekler, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, tutarlı çocuk ve gençlik politikalarının ve yasal çerçevenin eksikliği, komşu ülkelerde savaş ve ülke içi ve dışı silahlı çatışma gibi olguların  tümü Türkiye’deki  çocukların durumu üzerinde rol oynamaktadır.

Her türlü hukuki ve politikaya yönelik gelişme, Türkiye nüfusunun üçte birini oluşturan çocuklarla ve özellikle  özel korunma tedbirleriyle desteklenmesi gereken çocuklarla doğrudan ilişkilidir.

Türkiye’de her ne kadar, ÇHS’ne ve diğer uluslararası sözleşmelere uyum bağlamında bazı yasal düzenlemeler ve kanun değişiklikleri yapılmışsa da yapılan bu değişikliklerin uygulanmasında sıkıntılar yaşanmaktadır. Yasalar hala ÇHS’ne tam uyumlu değildir.

Bunun yanında iş dünyası ve çocuk haklarıyla ilgili düzenlemeler tedarik zincirlerini de içeren yeni uluslararası standartlara oldukça uzaktır.

Geniş ölçekli, katılımlı ve oldukça iddialı hazırlanan ve 2013-2017 yıllarını kapsayan ilk Ulusal Çocuk Hakları Strateji ve Eylem Planı uygulaması ile ilgili çalışmaların yürütülmesinde ve izlenmesinde sorunlar yaşanmaktadır. İki ay sonra yeni bir strateji ve eylem planı için hazırlık hala yapılmamıştır. Kalkınma, Engelliler, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Eğitimde Şiddetin Sonlandırılması, İnsan Ticareti ile Mücadele, Çocuk İsçiliği gibi eylem planları arasında çocuk hakları açısından eşgüdüm de görülmemektedir.

Kurumlar arası tüm eşgüdüm proje çalışmalarına rağmen çocuklara sunulan hizmetlerde eşgüdüm sorunları yaşanmaktadır.

Çocuklar için kaynakların azami kullanımı konusunda kamusal sosyal harcamalar yeterli kalmamaktadır.

Yasal, bütçesel, sosyal çalışmaların çocuklar üzerindeki etkisinin düzenli verilerle analiz edilmemesi olası zararların önüne geçilmesini engellemektedir.

Çocuk hakları konusundaki bilgi ve bilinilirlik artmakla beraber çocukların istismardan korunması, engelli çocukların haklarına saygı, çocuğa karşı şiddet, zorbalık, internette çocukların güçlendirilmesi gibi konularda geniş kapsamlı kamusal bilgi kampanyaları yeterli değildir.

Bireysel Başvuruya İlişkin Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından 2013 yılında imzalanmış olmasına ve Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmiş olmasına rağmen hala onaylanmamıştır.

Sözleşme’nin eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşama ve kendi dilini kullanma haklarını içeren ve hali hazırda çekinceli olan 17, 29, ve 30 maddeleri ile ilgili pek çok hukuki ve sosyal kazanım olmasına karşın, bu çekinceler hala kaldırılmamıştır.

Çocuğun tanımı (Madde 1)

Çocuğun işe girme yaşı ve çalıştırılma yasağı 2003 yılında  yürürlüğe  giren İş Kanunu (71. Madde) ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve ÇHS ile belirlenen uluslararası standartlara uygun olarak düzenlenmiştir.

Evlilik yaşı ile ilgili daha önceki ayrımcı yasal düzenleme 2002 yılında  yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu (24. Madde) ile “erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez” ibaresiyle iyileştirilmiştir.

Bu gelişmelerin yanı sıra 2002 yılında yürürlüğe  giren Medeni Kanun, 2005 yılında yürürlüğe giren Ceza Kanunu ve 2006 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu ile çocuğun yaşı 18 olarak belirlenmiş ve güçlendirilmiştir.

Tüm bu olumlu gelişmelerin yanında, özellikle çocuk adalet sisteminde, çocukların evlendirilmesi ve ergenlerin üreme sağlığı alanında uygulamada aksaklıklar olduğuna tanık olunmaktadır.

Şemsiye Haklar ve Genel İlkeler (Madde 2, 3, 6, 12)

Genel ilkeler ile ilgili olarak 1995 yılından bu yana  yasal ve politika düzeyinde olumlu gelişmeler olmakla beraber Sözleşme’nin şemsiye hakları olarak da bilinen ve belkemiğini oluşturan ayrım gözetmeme; çocuğun yüksek yararı, yaşama, hayatta kalma, gelişme, ve  kendini ilgilendiren tüm yasal ve idari süreçlere katılma hakları kapsamı bakımından, açık olarak Anayasa’da ve diğer yasalarda yeterince yer almamaktadır.

Medeni haklar ve özgürlükler (Madde 7, 8, 13, 14, 15, 16, 17)

Çocukların dernek kurmaları, ifade, din ve vicdan özgürlükleri gibi alanlarda kısıtlı hukuki iyileştirme gerçekleşmiştir. Ancak uygulama konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır.

Çocuğun en temel haklarından biri olan “bir kimliğe sahip olma (nüfusa kayıt hakkı)’’nın yerine getirilmesinde ilerleme kaydedilmesine rağmen yaklaşık %6 oranında çocuğun nüfus kaydı bulunmadığı raporlanmaktadır.

Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü Türkiye’de yine anayasal bir güvence olmasına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın zorunlu ilköğretimde “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi zorunludur ve sadece tek bir dinin tek bir mezhebi ile ilgili eğitim veren bir içeriğe sahiptir.

2004 yılında Dernekler Kanun’da yapılan değişiklikler doğrultusunda on beş yaşını bitiren çocuklar yasal temsilcilerinin yazılı izni ile çocuk dernekleri kurabilir veya kurulmuş çocuk derneklerine üye olabilirler. On iki yaşını bitiren çocuklar ise yasal temsilcilerinin izni ile çocuk derneklerine üye olabilirler ancak yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar. Uygulamada çocuk dernekleri için kolaylaştırıcı ve destekleyici çalışma yapılmadığından çocuklar açısından kullanılmayan bir yasal düzenleme konumundadır.

Çocukların ifade özgürlüğü konusunda ise ayrı çocuklar düşünülerek oluşturulmuş bir düzenleme bulunmamaktadır. Kamusal alanlarda, eğitim ortamlarında, aile içinde ve kurumlarda bu konuda yasada ve uygulamada eksikler bulunmaktadır. Sadece 2015 yılında 2000’in üzerinde çocuk gösterilere katılıp toplanma ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığı için emniyet birimlerince gözaltına alınmıştır. Bunun yanında hakaret suçundan güvenlik birimlerine 1500’ün üzerinde çocuk gözaltına alınmıştır.

Aile ortamı ve alternatif bakım (Madde 5, 9, 10, 11, 18.1 ve 2, 20, 21, 25 ve 27.4)

Son zamanlarda Türkiye; aile yapısı, ekonomik sosyal ve kültürel yönlerden hızlı bir değişim yaşamıştır.  Son 20 yılda, kırsal nüfusun yarısından çoğu çeşitli nedenlerle kentlere göç etmiştir.

Ailelerin değişen ekonomik, kültürel ve sosyal şartlar karşısında direncini ve uyumunu güçlendirecek hizmet ve programların geliştirilememiş olması, çocuklar üzerinde olumsuz sonuçlara sebep olmaktadır.  Türkiye genelinde 15 milyon 70 bin ailenin 3 milyon 600 bini yoksulluk sınırında yaşamaktadır.

Yoksul çocukların büyük bir çoğunluğu büyük şehirlerde ve köylerde, ailelerinin sosyal güvencesi olmadan yaşamaktadır. Çocuk yoksulluğunun önlenmesini sağlayacak sosyal güvenlikle ilgili yasa çalışmaları henüz  tamamlanmamıştır.

Ülkemizde çocuk yoksulluğu verileri incelendiğinde 16 yaş altındaki nüfusun yoksulluk riski altındaki oranın %35’lerde olduğu görülmektedir. Türkiye’de 2014-2018 yılları arasında gerçekleştirilen Kalkınma Planı döneminde, aile, çocuk, kadın, çocuk eğitimi, yoksulluk, engelli çocuklar, özel korunma önlemleri ile korunması gereken çocuklar, çocuğun yasal korunması, çalışan çocuklar ve çocuk hakları eğitimlerinin yaygınlaştırılması konularında amaçlanan hedeflerin gerisinde kalmıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) 2015 verilerine göre sadece ASPB kurumlarında 12000’den fazla çocuk, çoğunlukla maddi nedenlerden ve/veya şiddetten dolayı yatılı kurum bakım hizmeti almaktadır. Kurumlarda şiddetin önlenmesi çalışmaları konusunda ilerlemeler olmasına rağmen her yıl 900’e yakın çocuk bu kurumlardan kaçmaktadır, kurumlarda şiddet ve bazı intihar vakaları görülmüştür.

Çocuğa karşı şiddet (Madde 19, 24.3, 28.2, 34, 37(a) ve 39)

Türkiye’de hükümetler çocuğa karşı şiddeti ortadan kaldırmak için uluslararası ve ulusal ortamda kararlı olduklarını özellikle Avrupa Konseyi’nin Avrupa çapında yürüttüğü “çocuğa karşı şiddete son” kampanyasına destek verdiklerini belirterek göstermektedirler.

Ancak bu destek hala hayata geçirilmemiştir. Türkiye’de bedensel cezalandırma TCK 232/2 uyarınca hala yasaldır.

Son dört yıldır hazırlık çalışmaları yapılan Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Ulusal Strateji ve Eylem Planı hala kabul edilip yayınlanmamıştır. 

Çocuğa karşı şiddet araştırmaları ve Türkiye Kadına Karşı Şiddet araştırması verileri çocuğa karşı şiddetin her ortamda yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Son bilgiler çocukların %73ünün son 12 ay içinde şiddetin bir türüne en az bir defa yaşadığını söylemektedir.

Adli sicil istatistikleri her yıl 15.000’in üstünde davanın çocuğa cinsel suçları içerdiğini göstermektedir. TÜİK evlilik rakamlarına göre ise her 5 evlilikten biri çocuk evlilikleridir. 15 yaşına gelmeden her 10 kız çocuğundan biri cinsel şiddet mağduru olmaktadır.

Her yıl 17.000 civarında çocuk çeşitli sebeplerden kaybolmaktadır.

Temel sağlık ve refah (Madde 18, 23, 24, 26, 27)

Son 15 yılda çocuk sağlığı konusunda Türkiye’de geliştirilen program ve hizmetlere karşın, 2016 yılı itibari ile Türkiye, anne ve çocuk sağlığı geliştirme uygulamalarında ve güvenli annelik ve yenidoğan sağlığı konularında dünya ortalamalarına yaklaşmaktadır.

Buna rağmen, sağlık hizmetlerine adil erişimde hala sorunlar yaşanmaktadır. Acil hizmetlerinin alımında yaşanan çocuk ölümleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye kararları bulunmaktadır.

Eğitim, boş zaman ve kültürel etkinlikler (Madde 28, 29, 31)

Zorunlu eğitimde bölgesel farklılıkların azaltılması ve kız çocuklarının okula kayıt ve devamını arttırılmasına yönelik pek çok adım atılmıştır. Yine de hala eğitimde bölgesel farklılıklar, şiddet ve cinsiyet eşitliği konusunda atılması gereken adımlar olduğu bilinmektedir.

Çocuk sağlığını korumanın ilk adımlarından biri çocuğa onun anlayabileceği, ulaşabileceği, güncel bilgi sağlamaktır. Bu bağlamda, okul sağlığı ve sağlık eğitimi ile ilgili olarak milyonlarca çocuğun sağlığını etkileyen bir sağlık eğitimi boşluğu bulunduğu söylenebilir.

Son araştırma bulguları eğitim ortamlarının fiziksel yetersizlikleri olduğunu, okullarda kazaların çocukların sağlığını ve hayatını olumsuz etkileyecek düzeyde olduğunu, akran zorbalığının önlenemediğini, çocukların kendilerini güvende hissetmediklerini ortaya koymaktadır.

Çocukların kendilerine ait zaman ve oyun hakkı konusunda çocukların katılımıyla ve çocukların güvenliği sağlanacak şekilde çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Özel koruma önlemleri (Madde 22, 30, 32, 33, 34, 35, 37, 38, 39, 40)

ILO ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Çocuk İşgücü Anketi’ne göre, Türkiye’de bir milyona yakın çocuk çalışmaktadır, bunların 300bini 6-14 yaş arasında ve yasalara göre çalıştırılması gereken çocuklardan oluşmaktadır.

Çalışan çocukların büyük bir çoğunluğu iş güvenliği ve sendikal hakları olmadan çalışmaktadır. Bu da bir suç olan çocuk emeğinin sömürüsünün gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Bu konuda sosyal politikalara ve yoksulluğu önleyici programlar yanında çocuğun emeğinin korunması çalışmalarının yapılmasını da gerektirmektedir.

Kanunlara göre, suç işlediği ispat edilen çocuklar, özellikle de 15 yaşın üzerindeki çocuklar için hala ceza dışında fazla bir seçenek bulunmamaktadır. 

Genel anlamda Çocuk Koruma Kanunu, çocukların korunmasını sağlayan bir yasa olmak yerine ceza kontrol sistemi uygulaması olarak çocuklar için düşünülen iyileşmeyi sağlayamamıştır. 

Türkiye’de çocuklar halen Çocuk Mahkemeleri yerine Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanabilmektedir. Yargılama sürecince çocukların bulunduğu kurumların fiziki ve sosyal şartları iyileştirilememiştir. Kısaca hala çocuklara özgü bir adalet sistemi gelişimini tamamlayamamıştır.

Suriye’deki iç savaş ve diğer bölgelerden çatışma ve şiddet nedeniyle Türkiye’ye sığınan çocuk sayısı iki milyona yakındır.

Bunların yanında ülke içinde zorunlu yerinden edilmeler tekrar yaşanmaya başlanmıştır.

Silahlı çatışma ve şiddetin çocuklar üzerine yıkıcı etkisini azaltacak travma bakımı çalışmalarına ve sosyal koruma ve uyum programlarına hızlıca ağırlık verilmesi gerekmektedir.   
 

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü

20 Kasım 1989’da Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin (ÇHS ya da Sözleşme) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabulünün yıldönümü her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Sözleşme, insan hakları açısından bir dönüm noktasını işaret eder:

  • Hakların bütünselliği ile ilgili uluslararası toplumdaki ideolojik kutuplaşmayı sonlandırarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’den buyana ilk kez medeni  ve siyasi haklar ile ekonomik sosyal ve kültürel hakları tek bir yasal belgede toplar.
  • Çocukları pasif birer hizmet alıcı, yardım ve sadaka verilen güçsüz canlılar olarak görülmemesi gerektiğini, hakları olan çevrelerindeki gelişmeleri etkileyen aktif birer birey olarak tanımlar.
  • Fiziksel, bilişsel, ruhsal ve sosyal açıdan gelişimlerinin devam ettiği gerçeğini vurgulayarak çocukların insan haklarının olduğunu ve gelişimlerinin desteklenmesi ve korunması gerekliliğini belirtir.

Sözleşme, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 196 ülke tarafından kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye göre devletler aldıkları tüm kararlarda tek tek çocukların yüksek yararını gözetmelidir, çocuklara ve çocuklar arasında ayrım yapmamalıdır, çocukların yaşam, hayatta kalma ve gelişme haklarını korumalı ve kendilerini ilgilendiren her kararda çocukları dinlemeli, görüşlerine önem vermeli ve katılımlarını sağlamalıdır.

Sözleşmede yer alan maddelerden bazılarının içerikleri şunlardır: 

  • Hiç bir çocuk ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal inanç nedeniyle ayrı tutulamaz.
  • Her çocuk korunacak ve özel bakım görecektir. Çocuğun iyi koşullar altında, zihnen, ruhen ve bedenen gelişmesi sağlanacaktır. Buna ilişkin düzenlemeler yasalarla güvence altına alınacaktır. Bu amaçla hazırlanacak yasalarda çocuk yararına olacak durumlar göz önünde tutulacaktır.
  • Her çocuk doğduğu andan başlayarak isme ve yurttaşlığa hak kazanmalıdır.
  • Çocuk, sosyal güvenlikten yararlanmalıdır. Sağlıklı büyüyüp gelişmesi için gereken her çaba gösterilmelidir.
  • Engelli çocuklar için özel bakım ve eğitim uygulanmalıdır.
  • İlkokul eğitimi parasız ve zorunlu olarak çocuğa sağlanmalıdır. Çocuklar genel bilgilerini arttıracak, yeteneklerini geliştirecek toplumsal sorumluluklar yüklenecek biçimde eğitilmelidir.
  • Çocuğun eğitiminden sorumlu kişiler eğitime, öğretime ayrı bir özen göstermelidir. Çocuk; bir tür eğitim olan oyun oynamak ve dinlenmek olanaklarına sahip olmalıdır. Yöneticiler çocuklara bunları sağlamalıdır.
  • Sosyal yardım ve korunma konusunda çocuk ilk düşünülen olmalıdır.
  • Çocuk her tür kötülük ve sömürüden korunmalıdır.
 

Yararlanılan kaynaklar:

  • BM Çocuk Hakları Komitesi Sonuç Gözlemleri, 2001, 2006, 2009, 2012
  • Çocuk Hakları Raporlama İnsiyatifi, Çocuk Hakları STÖ Raporu, 2012
  • UÇM Çocuk Danışma Grubu, Çocuk Hakları Çocuk Raporu, 2012
  • UÇM Çocuğa Cinsel Şiddet Politika Belgesi 2016
  • ERG Eğitim İzleme Raporu 2015-16
  • TÜİK Nüfus ve Kalkınma Göstergeleri, 2016
  • Türkiye XIV. Beş Yıllık  Kalkınma Planı (2014-2018), Kalkınma Bakanlığı
  • OECD Health Data 2016
  • TÜİK, 2012 Çocuk İsgücü Anketi
  • Adrese Dayalı Nüfus Sayımı, TÜİK 2016
  • Adli Sicil İstatistikleri 2015
  • UNICEF Çocukların Durumu Raporu, 2016
  • Hümanist Büro Aileiçi Şiddet Araştırması, 2014
 
 
 

Uluslararası Çocuk Merkezi, Bilkent Üniversitesi, Merkez Kampüs, Kütüphane Binası, 06800 Bilkent / Ankara
T. +90 312 290 23 66 - F. +90 312 266 46 78 - e-posta: icc@icc.org.tr
© ICC 2012